30.03.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında; Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla tetiklenen enerji krizinden tarımdaki fahiş girdi maliyetlerine, çocuk yoksulluğundan düşen doğurganlık hızına kadar Türkiye’nin hayati gündem maddelerini değerlendirdi. Çiftçiye vaat edilen 81 milyar liralık desteğin yalnızca 21 milyar lirasının ödendiğini vurgulayan ve asgari ücretin her 3 ayda bir güncellenmesi gerektiğini belirten Emre; ayrıca Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın parti etik değerleri uyarınca üyeliğinin askıya alındığını duyurdu.
CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre, “Dünya Bankası ve TÜİK'in ortaklaşa gerçekleştirdiği İller Bazında Beşerî Sermaye Araştırmasına göre Türkiye'de 7 milyon çocuk aç. Yani Afrika ülkeleri düzeyinde aç. Her 100 çocuktan 32'si yatağı aç gidiyor. 7 milyon çocuğun aç olduğu bir ülkede asıl beka meselesi çocuk yoksulluğudur. Bu düzeni değiştireceğiz; çocuklarımızın yatağa aç girmediği, gençlerin hayal kurabildiği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz” dedi.
CHP Sözcüsü Emre, MYK Toplantısı sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii önemli gündemler var. Sınır ötemizde yaşanan ABD, İsrail saldırganlığı sonrasında İran Hürmüz Boğazını kapattı. Ve bunun yaşattığı dünyaya sıkıntılar var ve ülkemizde buradan ciddi şekilde etkileneceğe benziyor. Biliyorsunuz savaş nedeniyle artan petrol, enerji, gübre fiyatları dünyanın her yerinde yaşamı olumsuz etkiledi. Burada da tarımsal üretim açısından bakıldığında bitkisel üretimin en önemli iki temel girdisi olan gübre ve mazot fiyatlarındaki artış ülkemizi doğrudan etkileyecek.
TARIMDA GİRDİ KRİZİ: "GÜBRE VE MAZOT FİYATLARI ÇİFTÇİNİN BELİNİ BÜKÜYOR"
Burada savaşın etkisiyle bu iki kalemde fiyatlar her gün artmaya devam ediyor. Alınması gereken önemli tedbirler var. Çünkü bu haliyle çiftçiler üretim yapamaz hale gelir. Bugün yeni zamlarla birlikte mazotun litresi 75 – 80 lira, gübrenin tonu da 35 – 40 bin liranın üzerine çıktığını görüyoruz. Bu haliyle çiftçinin bu temel girdi maliyetlerini alıp da kar edeceği bir yatırım sürdürmesi olanaksız görünüyor. Ve günlük olarak da değişmeye devam ediyor. Üstelik burada tabii Tarım Orman Bakanlığının Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Tarımsal Gübre İstatistikleri 2025 bültenine göre Türkiye’nin 2025 yılı fiziki gübre üretimi bir önceki yıla göre yüzde 3 civarında düştüğünü görüyoruz.
Yine burada en çok üretilen gübrede amonyum nitrat. 1 milyon 639 bin 963 ton. Fiziki gübre tekimi ise bir önceki yıla göre yine yüzde 6 oranında azaldığını görüyoruz. Bu hammaddeler bakımından yüzde 90’nın üzerinde dışa bağımlılık söz konusu. Savaş öncesinde yıllık ortalama 1 milyar dolar gübre ve hammadde ödeniyordu. Bu maliyetin artacağı çok açık. Üre fiyatları da savaş öncesinde ton başına 490 dolar seviyesindeyken bugün bu artışla birlikte 700 doların üzerine çıktı. Türkiye’de en çok kullanılan üre gübresinin ton fiyatı ise bir ayda 21 – 25 bin bandından 34 – 35 bin bandına çıktı. Burada hükümet bazı önlemler almaya başladı. Ne yaptı? Öncelikle savaş patlayınca üre ithalatında yüzde 6,5 olan gümrük vergisi sıfırlandı. İkinci olarak da Ticaret Bakanlığı 7 Mart’tan geçerli olmak üzere ilgili birimlere yazı yazarak üre gübresinin ihracatının yasaklandığını bildirdi. Yani ithalat serbest bırakılırken ihracat yasaklandı. Son olarak da el yapımı patlayıcıda kullanıldığı için kullanımı 2016’da yasaklanan amonyum nitrat gübresinin tarımda kullanılmasına 30 Mayıs 2026 tarihi itibariyle geçici olarak izin verdi. Alınan bu kararlar olumlu. Ancak yeterli değil. Neden yeterli olmadığını ve bizim bu konudaki önerilerimizi sizlerle paylaşacağım. Her ne kadar Tarım ve Orman Bakanı Sayın Yumaklı, gübre stoklarımız yeterli, sorun yok dese de asıl sorun fiyatlar ve çiftçinin bu yüksek fiyattan gübre alamaması.
MAZOT VE DESTEKLER: "81 MİLYAR SÖZ VERİLDİ, 21 MİLYAR ÖDENDİ"
Çiftçinin belini büken diğer önemli konu mazot. Çünkü gübre fiyatıyla en çok artan bir önemli tarımsal girdi mazot. Bakın yılbaşında litresi 54 civarındaydı. Bugün 60 liranın üstüne yükseldiğini görüyoruz. Eşelmobil uygulamasıyla zamların önemli bir bölümü pompa fiyatlarına yansıtılmamasına rağmen mazottaki artış devam ediyor ve bu haliyle de birkaç içerisinde yeni mazot fiyatının güncellenmesi, 80 lira civarında açıklanması bekleniyor.
Şimdi bu iki başlıktan bahsettik. Burada devam ederken yapılması gerekenler var. İlave destekler alınması gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan çiftçilerle iftar programında 6 Mart’tan itibaren bir ayda temel destek ve planlı üretim desteği olarak 81 milyar lira desteğin çiftçilere ödeneceğini söylemişti. Bugün geldiğimiz aşamada ise sadece 21 milyarlık bir kısmının ödendiğini tespit ettik. Dolayısıyla aradaki farkın biran evvel muhakkak bu desteklerin ödenmesi lazım. Ve burada da tabii ödenmesi gereken 2025 üretim yılı destekleri bir önceki yıl belirlendiğinden aradaki artışlardan doğan kaybında muhakkak telafisi gerekli.
İSPANYA ÖRNEĞİ VE CHP’NİN ACİL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Bakın, burada ne yapılabilir? Mesela mazottaki KDV’yi Sayın Erdoğan yüzde 1’e indirirse fiyatın yüzde 20 ucuzladığını görebiliriz. Yine gübre fiyatının son 20 günde yüzde 50 arttığı şartlarda muhakkak çiftçilere ilave destekler sağlanması lazım. Burada mesela ne yapılabilir? Başka ülkeler ne yapmış? Sonuçta bunun etkisini sadece biz yaşamıyoruz. Mesela İspanya ne yapmış? İspanya hükümeti savaşın etkilerini dikkate alarak bir dizi önlem alıyor ve ilk etapta 500 milyon Euro gübre alım desteği sağlıyor. Bununla da artan gübre fiyatlarının telafi edilmesi planlanıyor. İspanya gübrenin yanı sıra tarım ve hayvancılığa destek paketini de artırarak toplam 1 milyar Euro’ya çıkardı. Ayrıca bakın vergi paketiyle akaryakıtta mazot ve benzine katma değer vergi oranını yüzde 21’den 10’a çekti, elektrik ve doğalgazdaki bu oranı ise 21’den 10’a düşürdü.
Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu konuda ne öneriyoruz? Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz kapsamlı bir çalışma yaptı ve çiftçilerimize yönelik ilk etapta yapılması gerekenleri kamuoyuyla paylaştı.
Buna göre çiftçilere ÇKS kayıtları üzerinden faizsiz gübre ve akaryakıt kredisi sağlanmalıdır.
İkinci olarak, kredi limitlerine bakılmaksızın finansmana erişim imkânı sağlanmalıdır.
Üçüncüsü, çiftçilerin geçmiş yıllarda yaşadığımız zorlukları da düşünerek ödeyecekleri kredi borçlarının faizleri silinmeli ve borç ana parası yeniden yapılandırılmalıdır.
Böyle bir ortamda çiftçilere yönelik haciz işlemlerinin muhakkak durdurulması lazım ve hal çıkışlı ürünlerde de mazot nakliye desteği sağlanmalıdır.
Bir başka başlık; özellikle sebze meyvede fiyat oynaklığı fiyatlardaki artışı düzenleyebilmek adına soğuk hava deposu ve taşıma için enerji desteği verilmelidir. Tedarik zincirinde lojistik, soğuk zincir, paketleme gibi gıda fiyatlarını etkileyen lojistik zincir ürünlerdeki sektörlere geçici vergi indirimleri yapılması lazım.
ÜCRETLER VE SOSYAL ADALET: "MAAŞLAR HER 3 AYDA BİR GÜNCELLENMELİ"
Bakın bunun etkisini vatandaş sofrasında çok büyük bir şekilde hissedecek. Hane halkı açısından da çok ciddi önlemler almak durumundayız. Şimdi bizde yüzde 20 enflasyon varsayımıyla yapılan asgari ücret zamları ve diğer ücret zamları artık etkisiz hale gelmiştir. Bu nedenle buradaki asgari ücret, memur, emekli maaşları her 3 ayda bir güncellenmeli ve artış sağlanmalıdır. Sosyal yardım sistemiyle bütünleşmiş hane gelirine göre kademeli değişen nakit destek sağlamak gerekir. Yani burada da neye göre hesaplayıp bu desteği sağlamak lazım? Özellikle manşet enflasyona göre değil TÜİK’in dar gelirli enflasyon sepeti bazında güncellemek lazım. Acil ihtiyaçlara göre. Yine toplu taşımada ilgili belediyelere gerekli destek sağlanarak öğrencilerin, yaşlıların, kadınların indirimli tarifelere geçilmesi lazım. Gıda ve yakıt fiyatlarındaki şok azalana kadar yaşlılık aylaklarına ek zam ve emeklilerin elektrik ve su tüketimi indirimi yapılmalıdır.
ASIL BEKA SORUNU: ÇOCUK YOKSULLUĞU
Şimdi tüm bunlar değerli arkadaşlar halkımızın birinci derecede önem verdiği problemleridir. Dolayısıyla hamasetle, değil bunları akılcı, destekleyici sosyal politikalarla çözebiliriz. Ülkemizde bir süredir yoksulluğun yarattığı çok ciddi problemler var. Burada en önemli başlıklardan biri ne deseniz ki ben onu beka meselesi olarak tarif ederim. Çünkü bizim çocuklarımızı geleceğe iyi hazırlamak, onlara iyi bir Türkiye bırakmak gibi bir misyonumuz var. Bugün Türkiye çocuk yoksulluğunda maalesef OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumdaki ikinci ülke. Birinci sırada Kosta Rika, ikinci sırada Türkiye yer alıyor. Literatüre maalesef çocuk yoksulluğu diye bir kavram girdi ve bunun üzerinden yapılan araştırmalar var.
Bunlardan Dünya Bankası ve TÜİK'in ortaklaşa gerçekleştirdiği İller Bazında Beşerî Sermaye Araştırmasına göre Türkiye'de 7 milyon çocuk aç. Yani Afrika ülkeleri düzeyinde aç. Her 100 çocuktan 32'si yatağı aç gidiyor. Bu çocuklar bir günde; bir öğünde etmiş, tavukmuş, balıkmış, yumurta yiyemiyor. Bakın bunu biz söylemiyoruz. Bizim çok kereler manipüle edildi diye rakamlarına itiraz ettiğimiz TÜİK verileri söylüyor. Türkiye'de çocuk 2025 verisi. Ne diyor bu verilerde? Çocuk yoksulluğun yanında acil de bir yoksunluk var. 15 yaş altı 7,8 milyon çocuk hayatında bisiklete binememiş. Bakın 7 milyon 800 bin çocuk. 2,5 milyon çocuk yeni bir giysi, ayakkabı alamamış. 7 milyon çocuk doğum günü nedir bilmiyor. Hiç kutlamamış. Tekrar ediyorum. TÜİK'in Türkiye'de çocuk 2025 verisi. 5,5 milyon çocuğun hiç oyuncağı olmamış. 11 milyon çocuk hayalim yok diyor. Başka kaynaklardan alınan veriler de bunlarla örtüşüyor. Mesela TEPAV'ın Türkiye Ekonomi Politikalar Araştırma Vakfı 2023'te yayınladığı bir rapor var, araştırma. Bakın, 0 - 2 yaş bebekler 3-14 yaş arasındaki çocuklarla yoksulluk oranı yükseliş eğiliminde ve 2017'de bu oran yüzde 37 iken 2022'de 41 olarak ölçülüyor. Son 3 - 4 yılda daha fazla arttığı bu oranın değerlendiriliyor. O nedenle bugün baktığımız zaman her üç çocuktan biri yoksul. Bizim bu üzücü tablo karşısında yapmamız gereken, almamız gereken tedbirler var. Onun için beka meselesi diyorum.
SAĞLIK ALARM VERİYOR: BODURLUK VE BEBEK ÖLÜMLERİ
Bakın bilimsel araştırmalar neyi gösteriyor? Yetersiz beslenmeden ötürü çocukların problem yaşadığı, özellikle doğumundan itibaren ilk 1000 güne kadarki beslenmesi, beyin gelişimi ve bağışıklık sistemi sağlamlığı ve sağlıklı gelişim için hayati önem taşıyor. Buralardaki eksiklik ise fiziksel bozukluklara, yoksunluklara sebebiyet veriyor.
Şimdi bir başka başlık; buradaki çocuklarla ilgili bebek ölüm oranı. Bakın Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde bu oran her 1000 canlı doğumda ortalama 3-4 düzeyinde, bizde ise 10 civarında. 2004 rakamı yaklaşık 10. Teknolojinin bu kadar ilerlediği, bilimin bu kadar geliştiği bir ortamda, hele hele de doğurganlık hızının düştüğü bir ortamda asla kabul edilecek rakamlar değil. Sağlık göstergeleri alarm veriyor. Bugün 0-4 yaş arası çocuklarda proteinsiz karbonhidrat ağırlıklı sağlıksız beslenme nedeniyle fazla kiloluk oranı yüzde 8,1. Bu da tıpkı yetersiz beslenme kadar sağlık açısından problemli duruma işaret ediyor. 5 yaş altı çocuklarda bodurluğun yüzde 6 seviyesinde seyrettiğini üzülerek ifade etmek isterim. Sağlık Bakanlığı yetkilileri de Türkiye'de yetersiz beslenmenin problem olduğunu, bodurluğun, fiziksel ve zihinsel gelişim açısından da bu durumun engellilere kapı açtığını ifade ediyor. Şimdi mesela başka bir örnek verelim. Bugün Türkiye'de yüzde 13 oranında bir anemi var. Bunun da yoksulluk ve yetersiz beslenme ile direkt ilişkili olduğunu uzmanlar ifade ediyor bunu.
Şimdi böyle bir durumda ne yapabiliriz? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mecliste dedik ki her çocuk en az bir öğün sağlıklı bir şekilde ücretsiz okul yemeği alsın. Bununla ilgili değişiklik teklifleri verdik. Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin oylarıyla reddedildi ve bu konuda çeşitli araştırma komisyonları kuralım. Nasıl tedbirler alabiliriz diye bu komisyon kurulması konusunda önergelerimiz oldu. Bunlar da reddedildi. Şimdi biz bu durumda ne yapabiliriz? Bugün rakamlar ortada. Bakın her üç çocuktan biri okula kahvaltı yapmadan gidiyor. Eğitimini nasıl sağlıklı bir şekilde sürdürebilir bu çocuk? Çantalar, beslenme çantaları boşken. Hesap ediyorsunuz 9,5 milyon asgari ücretli var bu ülkede. 17 milyon emekli var. Aldıkları rakamlar ortada. Memurun aldığı rakam ortada. Bugün okul kantininde sadece bir tost, bir ayran, bir su almak istese çocuk 100 ile 120 lirası harcama yapacak. İki üç çocuklu bir ailenin bunu nasıl karşılayacağını ay boyu bir tahmin etmeye çalıştın. Dolayısıyla burada bizim gelecek açısından çocuklara borcumuz var. Biz onları en iyi şekilde beslemek, en iyi şekilde eğitmek ve öyle bir ülke teslim etmek durumundayız. Biz iktidarımızda okul yemeği programını tüm ülkede hayata geçireceğiz. Yetersiz beslenmenin yol açtığı gelişim bozukluklarına, hem de dengesiz beslenmenin yol açtığı obeziteye engel olacağız. Çocuklarımızın sağlığını bilinçli şekilde koruyacağız. Yeterli şekilde süt ve protein desteği geliştireceğiz. Biz bunu yerel yönetimlerde her türlü engellemeye rağmen yapıyoruz. İktidarımızda yerel yönetim ve merkezi iktidarın birlikte organizasyonuyla bu çalışmaları yapacağız. Ve demin de ifade ettiğim ilk bir gün çok önemli. Doğumdan ilk bir güne kadar muhakkak bebeklerin gelişimi ve beslenmesini izleyeceğiz. Bizim iktidarımızda çocuklar yatağa aç girmeyecek. Her çocuğun bisikleti olacak. Hayal kurabilecek çocuklar. Bugün bahsettiğimiz konuların, aldığımız başlıkların aslında her biri birbiriyle ilişkili.
DOĞURGANLIK HIZI VE BARINMA KRİZİ
Bir başka alarm veren konu ne desek Türkiye'de doğurganlık hızı. Şimdi doğurganlık hızı maalesef 2001'de 2,38 iken maalesef bugün geldiğimizde 1,48 olarak ölçüldü 2024 tarihi itibariyle. Bu ise nüfusun yenileme düzeyi olan 2,1'in altına indiği için ülkemizin yaşlanacağını, nüfusun uzun vadede azalacağını işaret etmekte. Biz Avrupa Birliği ülkelerinin bu yönüyle çok önündeydik. Şu an birçok Avrupa Birliği ülkesi bizi geçmiş durumda doğurganlık hızında. Bunu şöyle ifade edemeyiz. Efendim gençlere çağrı üç çocuk yapın, 4 çocuk yapın. Böyle çağrıyla düzeltemezsiniz. Ya da zaman değişti, kültür değişti diye de ifade edemezsiniz. Burada yüzeysel çağrılardan öte sorunun köküne inip problemi çözmekle yükümlüyüz. Çünkü niye insanlar evlenmiyor dediğimizde ya da evlilik yaşı erkeklerde 28 kadınlar da 26'ya niye yükseldi dediğimiz zaman en başta sorulduğunda ekonomik başlıklar geliyor. Aile kurmayı kolaylaştırmak lazım. Çocuk bakımını kamusal bir hak olarak örgütlemek yerine bu yükü sadece kadının sırtına bırakmamak lazım. Barınmayı erişilebilir kılmak. Bunu böyle TOKİ'nin toplu konutun konut yatırımı haline geldiği bir durum değil. Gerçekten özellikle büyükşehirlerde yeni evlenen çiftlere kucak açan bir yapıya bürünmesi lazım. Bu ülkede barınma pahalıyken, bakım pahalıyken, eğitim pahalıyken, gıda pahalıyken, çalışma hayatı güvencesiz ve maaşlar düşükken gençler nasıl evlenecek, nasıl çocuk sahibi olacak? Bu düzeni değiştirmemiz lazım. Eğer alınan maaşın sadece yarısı zaten kiraya gidiyorsa o ailenin sağlıklı bir şekilde yaşayıp çocuklarına bakması, çocuklarının geçimini sağlamasına olanak yoktur.
Bir başka başlık burada niye insanlar evlenmiyor? Çünkü gelecek endişesi var. Güvencesizlik duygusu var. Çünkü gençler geleceğini başka ülkelerde arıyor. Beyin göçü gibi bir kavramla karşı karşıyayız. Ülkemizin yetiştirdiği pırıl pırıl gençler başka ülkelere gidiyor. Ve bu gidişatın sonunda uzmanların dikkat çektiği konular var. Bakın, böyle giderse önümüzdeki 5 yılda ilkokul çağındaki öğrenci sayısı 900 bin azalacak ve uzun vadede mesela 2050'de çalışma çağı nüfusunun oranı da yüzde 68,3'ten yüzde 57,9'a düşeceği hesaplanıyor. Bu ne anlama geliyor? Bu şüphesiz Sosyal Güvenlik Kurumu üzerindeki yükü de arttıracaktır. Üretim gücünün zayıflaması ülkemizin gelişmesi açısından en büyük risktir ve yalnızlık toplumu yani bu riskler büyüyor. Dolayısıyla senaryolara baktığımız zaman projeksiyonlara 2050'ye kadar nüfus artışımız devam edecek. Bununla birlikte 2050'den itibaren nüfusumuz düşmeye devam edecek ve 2100'lü yıllara geldiğimizde yaklaşık 60 milyonluk bir seviyeye ineceği tahmin ediliyor eğer doğurganlık hızı bu rakamlarda kalırsa.
Dediğim gibi çözüm gençlere sadece daha çok çocuk yapın demekle olmaz. Çözüm birincisi, gençlerimiz için ekonomik güveni yeniden inşa etmek durumundayız. Enflasyonla gerçek anlamda mücadele etmek durumundayız. Genç işsizliği azaltacak politikalar geliştirmek durumundayız. Aile kurmayı bir cesaret testi olarak değil normal bir hayatın akışı haline getirmek durumundayız. İkinci başlık barınma hakkı. Bunu güçlendirmek durumundayız. Yani burada ilk evini kuran gençlere kamusal destek şart. Yine üçüncüsü çocuk bakımını daha kolay hale getirmek. Kamusal bir yük olarak paylaştırmamız. Bizim yerelde yaptığımız kreşlerin açımı, onları arttırmamız ve her mahallede yeteri kadar kreş açılması, kadınların çalışma hayatındaki o çalışma koşullarını kolaylaştırmak. Orada esnek çalışma, esnek ama güvenceli çalışma çocuk sahibi olan kadınlar için ve yine bölgesel eşitsizliklere yönelik. Çünkü her bölgenin Türkiye'de kendine özgü ekonomik kuralları var. Tek tip politika değil. Yani bir anda ne bileyim genç ama yoksul bölgeler var. Bazı bölgelerde yaşlanan nüfuslar var. Her bölgeye özel politika geliştirmemiz lazım. Ve en önemlisi de hukuk güvenliğinin sağlandığı, liyakatin esas olduğu bir Türkiye. Eğer böyle olursa Türkiye'deki doğurganlık hızındaki düşüşü azaltabiliriz ve önümüzdeki dönem için bu riski ortadan kaldırabiliriz.
11 MİLYON EV KADINININ GÖRÜNMEZ EMEĞİ
Değerli arkadaşlar, bir önemli başlık da dikkat ederseniz hep ekonomik başlıklardan gidiyoruz. Çünkü incelediğimiz zaman bugün vatandaş açısından benim en önemli sorun ne dediğinizde yüzde 60'ın üzerinde aylık geçimi, çocukların durumu. Bizde görünmez emek var ev kadınları. Bakın yaklaşık sayı 11 milyon kadın iş gücü piyasasında yer almadığı için mevcut emekleri de yok sayılıyor. Halbuki ekonomi yalnızca fabrikalarda, ofislerde veya piyasa içinde yapılan üretimden ibaret değil. Sabahın erken saatinde kalkıp gece geç saatlere kadar yemek yapan, temizlik yapan, çocuk bakan, yaşlı bakan, bir ailenin bütün yaşamını organize eden milyonlarca kadın var ama güvencesizler. Ev içi emeği parasal karşılığı hesaplandığında ortaya çıkan tablo çok çarpıcı. Bugün milli gelirin 4’te birine tekabül eden bir rakamdan bahsediyoruz. O nedenle kadının görevi, mecburiyeti gibi gören bir anlayıştan bu konuda her türlü güvenceyi verecek bir anlayışa geçmek lazım. Bu nedenle de biz diyoruz ki ev içi emeğin ekonomik değeri düzenli olarak hesaplanmalı ve Türkiye'nin bakım ekonomisi raporu hazırlanmalı. Ev kadınlarına meslek edinmek üzere evden çalışma ve esnek çalışma modelleri geliştirilmeli. Yine yaşlı ve engelli bakım merkezlerinin yaygınlaşması, her mahallede kreşlerin arttırılması, yerel yönetimlerde bakım konusunda işbirliğine girilmesi ve ev kadınlarının primlerinin önemli kısmının hükümet tarafından ödenmesi ve emeklilik hakkı tanınması burada yapılacak önemli başlıklardır.
YARGIDAKİ HUKUKSUZLUKLAR VE SİLİVRİ DAYANIŞMA MERKEZİ
Değerli arkadaşlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, parti sözcülüğü olarak haftada iki basın toplantısı ve bunlardan birini Cuma günleri, geçen hafta ilkini yaptık. Önümüzdeki hafta ikincisini yapacağız. Ülkedeki yargıdaki gerçekleşen maalesef haksızlıklar, hukuksuzluklar, partimize yönelik kumpaslar, bunları kumpaslarla özdeşleşmiş Silivri, Silivri'de dayanışma merkezinde yapacağız dedik. Ağırlıklı olarak hukuki konulara orada işaret edeceğiz. Ancak bugünkü Sayın İmamoğlu davası ve orada yaşananlardan da birkaç kelime etmek istiyorum. Şimdi bir defa bir kimsenin kendisini savunurken ben suçsuzum, benimle ilgili iddialar asılsız, bilirkişi raporları yanlış, hep aynı bilirkişiler benim dosyalarımda görevlendiriliyor deyip de kendisini savunduğunda savunma hakkıdır bu kutsaldır. Anayasamızda, kanunlarımızda, uluslararası anlaşmalarda vardır. Ayriyeten bu sözlerden ötürü sanık edildiği başka bir dava göremezsiniz. Neymiş adil yargılamayı etkilemeye teşebbüsmüş. Bu suçun faili bir defa teknik olarak sanıklar ve onları savunan avukatlar olamaz. Zaten işi budur yani. İkincisi de orada kendisini savunurken söylediği sözlerden ötürü ikinci bir suç duyurusunda bulunması, ikinci bir soruşturma açıldığının bilgisi verilmesi. Bunlar kabul edilebilir işler değil.
Yine değerli arkadaşlar, bakın bu ülkenin seçilmişleri, milletvekilleri ben bir önceki basın toplantımda söyledim. Yargı yasama yetkisini alıp da yasa yapıp kendisine göre kural belirleyip onu uygulayamaz. Silivri'de yürüyen mahkemede mahkeme 5 milletvekili arkadaşımızın duruşmaya girişini yasakladı. Yani savcılığa yazı yazdı. Savcılığın oradaki talimatı doğrultusunda 5 milletvekili arkadaş gidemiyor. Peki değerli arkadaşlar, oradaki kararın o duruşmaya özgü deyip de bütün bir yargılama sefahatine ilişkin yapılabileceği hangi kanunun hangi maddesinde var? Böyle bir madde var mı? Yok. Peki, ilave onun üstüne çok daha büyük bir skandal. Bugünkü yargılama başka bir yargılama. Bugünkü olay başka bir olay. Sanık orada sadece İmamoğlu. 402 sanıklı mahkeme değil. O duruşma değil, o dosya değil, o hâkim değil. Efendim gidiyor oraya oradaki kolluk kuvveti diyor ki talimat var. Aynı beş isim burayı da takip edemeyecek. Bu keyfiliktir. Bu kafana göre yasa yapmaktır. Bugün bu sadece bizim problemimiz değildir. Ben buradan Türkiye'deki tüm yasama üyelerine, tüm milletvekillerine sesleniyorum. Burada yaşanan yasama yetkisinin gaspıdır. Yapamaz. Milletvekilleri anayasal hakkıdır. Milletten aldığı görevdir. Her yere gider, izler, denetler. Her kuruma gider. Siz milletvekillerinin ne cezaevine girişini engelleyebilirsiniz, ne duruşmalara girişini engelleyebilirsiniz. Bu kabul edilebilir bir iş değildir. Meclis Başkanına ikili görüşmelerde bunlar ifade ediliyor. Umarım bu gariplik de bir an evvel son bulur. Yine bugün çünkü yaşadık orada işte Turan Taşkın Özer milletvekilimiz gidiliyor ve salona alınmıyor. Kendisine söyleniyor. Yani bu duruşmada yeni ve yeni katılıyor buna. Bu duruşmaya yönelik yaptığı, söylediği hiçbir şey yok. Bu keyfiliğin önüne geçmek durumundayız.
SORUŞTURUN, ARAŞTIRIN, YARGILAYIN AMA TUTUKLAMAYIN, GÖREVDEN EL ÇEKTİRMEYİN; MİLLİ İRADENİN, SANDIĞIN YANSIMASINI ENGELLEMEYİN
Son olarak kapatırken şunu söyleyeyim. Biz uzunca bir süredir yani esas itibariyle 2019'da Türkiye genelinde belediyeleri kazandık. Birinci parti olduktan sonra Türkiye'deki önemli yerlerdeki belediyeleri kazandıktan sonra sistemli bir saldırı altındayız. 2019-2024 dönemi bizim açımızdan iftira, karalama, idari soruşturmalar ve engellemelerle geçti. Ama bu sonuç verilmediği görüldükten sonra 2024 yerel seçimi daha fazla belediyenin kazanılması, daha fazla yerde Cumhuriyet Halk Partilinin görevi yapması. Bu sefer kumpaslara döndü, davalara döndü. Bunun başlangıcı da Sayın Tayyip Erdoğan'ın Aralık 2024 yılında şu Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri silkeleyin talimatı sonucunda peş peşe belediyelerimize yönelik soruşturmalar, gözaltılar, görevden el çektirmeler, bazılarına kayyum atama gibi bir kıskacın içerisindeyiz. Bu süreci biz büyük bir titizlikle takip ediyoruz ve hep diyoruz ki biz hiçbir soruşturmadan kaçmıyoruz. Gelin soruşturun, araştırın, yargılayın. Ama tutuklamayın, görevden el çektirmeyin. Milli iradenin, sandığın yansımasını engellemeyin. Bunu yapmayın.
BİZ YÖNETİM OLARAK İLK ETAPTA ÖZKAN YALIM’IN ÜYELİĞİNİN ASKIYA ALINMASINA KARAR VERDİK
Dolayısıyla geçmiş günlerde yürüyen bir soruşturma kapsamında ki yine İstanbul ve Uşak Belediye Başkanı Sayın Özkan Yalım'ın gözaltına alınması ve bu süreçte de mahkemeye şu anda sevki söz konusu ifadesi devam ediyor ve biz bu süreci de gerek soruşturma usulü, gerek kamuoyuna yansıma şekli iki açıdan ayırarak inceliyoruz. Merkez Yönetim Kurulunda da etraflıca tartıştık. Birincisi işin hukuki boyutu. Yani tıpkı diğer olaylarda baktığımız gibi suçlamaların aslı astarı var mı? Hukuki olarak neyi kapsıyor? Yetkili mi? Usule uygun mu? Bütün bunları inceliyoruz. Bir diğer kısmı da etik açısından inceleme söz konusu. Siz her ne kadar bir operasyonda kolluk kuvvetinin yakasındaki kameranın olası bir kötü muamele ve işkenceye yönelik suçlama gelirse bir delil açısından orada olduğunu bilen, bunun önemini, bunun ciddiyetine, devlet ciddiyetine önem veren insanlar ve yöneticiler olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nin görüşünü de şöyle ifade edeyim. Oradaki görüntüler elbette ki özeldir çeken açısından. Orada bir işte basına servis edilip de basının bunun üzerinden bir kampanya yapması kabul edilebilir bir iş değildir.
Bununla birlikte tabii ilk aşama biz bütün hakkındaki suçlamaların bu açıdan da kendisinden de ayriyeten dinleyeceğiz. Ancak her ne kadar özel yaşam dense de, her ne kadar işte ailesel bir yıllık bir boşanma süreci, davalar açılmış vesaire dense de maalesef belediye başkanımızın hiyerarşik olarak yönetimi içerisinde bulunan bir kimseyle… Arada da böyle bir yaş farkı varken işte yaşı 21 diye lanse edilmişti ama 25 - 26 gibi diyor. Önemli değil. Bizim açımızdan önemli olan özellikle hiyerarşik ilişki belediye içerisinde bir çalışanın olması ve bununla ilgili bir özel yaşam da olsa, bir ilişki de olsa biz bunu tasvip etmiyoruz. Bu durumdan ötürü Sayın Genel Başkanımız üzüntülerini ifade etmişti hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde mitingde. Biz de Merkez Yönetim Kurulu olarak Özkan Yalım'ın üyeliğinin askıya alınmasını, iki hukukçu arkadaşın görevlendirilmesini ve oradaki tabii biliyorsunuz teknik olarak dosyada işte gizlilik oluyor ve sadece sorulanları görüyoruz ve onlar da henüz bizim önümüze gelmiş değil. Bütün bunların incelenmesini, bunlar incelendikten sonra da işte dediğim gibi sevk süreci, tutuklama ya da tutuklamama yönünde hangi türlü karar çıkarsa bu konuda Özkan Yalım'ın da söyleyeceklerini dinleyerek bir disiplin süreci işletilmesi konusunda oy birliğiyle bir karar altına alınmıştır ve önümüzdeki günlerde bunun gereği yerine getirilecektir. Bunu da basın toplantısının sonunda ifade edeyim.
Soru- Üyeliğinin askıya alınmasına karar mı verdiniz yoksa bununla ilgili Yüksek Disiplin Kuruluna talepte mi bulundunuz?
Zeynel Emre- Şöyle; biz yönetim olarak ilk etapta üyeliğin askıya alınmasına karar verdik ve gerekli belge bilgiler gelip ilgili kişi dinlendikten sonra da disiplin işlemi yapılmasına karar verildi. Tabii dediğim gibi şu an bir sevk sürecinde. Bildiğim kadarıyla şu anda nezarethanede ifadeler alındı ve alınmaya devam ediyor. Tutuklamaya yönelik bir karar çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz. Henüz şu an itibariyle biz dosyadaki ifadeler önümüze gelmiş değil. Çünkü devam ediyor. Bütün bunları görüp, bakıp en doğru kararı vereceğiz.
Ancak bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak sade üyemiz olsun, partinin en üst kademesinde görev yapan olsun, milletvekili olsun, belediye başkanı olsun. Beklentimiz bizim tüm etik değerlerimize sonuna kadar uyan, partinin değerlerine uygun örnek bir yaşam sürmesi. Bunu hayatın her alanında yapması yani. Hani bir yanıyla da insan haklarına, özel hayata dikkat eden ve buraya yönelik hep dikkatli cümle kurmaya çalışan, anlatan, buradaki hassasiyeti çünkü orada ince bir çizgi var değerli arkadaşlar.
Şimdi Türkiye'de yakın zamanda birçok olay yaşandı. Ben bir hususa hatırlatarak buraya devam edeyim. Mesela yakın tarihimizde özellikle FETÖ soruşturmaları sonrasında açılan iddianameler var. O iddianamelerden bazıları siyasilere yönelik kumpas, bürokratlara yönelik kumpas, bunların özel hayatının gayri ahlaki ve gayri hukuki ele geçirmesi, bununla ilgili de siyasetin dizayn edilmesi. Yani gerek Cumhuriyet Halk Partisi, gerek MHP'li bazı yöneticiler ve bazı yüksek bürokratlarla ilgili.
Şimdi dolayısıyla çok hassas, çok dikkatli bir şekilde bu konuyu ele alıyoruz. Bizim açımızdan altını çizerek ifade ediyorum. İlk aldığımız bilgiler her ne kadar bir boşanma sürecinde olsa da bir yıllık… Yani bunun altını çizeyim. İşte her ne kadar reşitler arası ilişkidir dense, her ne kadar detayını açarak anlatarak ifade edeyim meramımız doğru anlaşılsın. Özel hayatta dense ortada bir belediye çalışanı var, belediye başkanı var. Bir hiyerarşik ilişki söz konusu. Bu hiyerarşik ilişkiyi ve ortaya çıkan görüntüden, görüntünün servis edilme şekli hukuksuz da olsa bunun yarattığı rahatsızlık var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin etik değerleri, ilkeleriyle örtüşmediğini düşünüyoruz. O nedenle böyle bir süreci başlattık. İlk etapta bizim yapabileceğimiz en doğru şey acilen üyeliğini askıya almak, disiplin konusunda karar vermek. Ama dediğim gibi bu kararın muhtevasını tüm belge bilgileri inceleyip kendisinin de beyanı alındıktan sonra yapılması. Ondan sonrası Yüksek Disiplin Kurulunun işi.
HÜRMÜZ BOĞAZI'NDAKİ GELİŞMELER ENERJİ KRİZİNİ TETİKLEYEBİLİR
Soru- İran'da yaşananlar ve bölgedeki son gelişmeler bir enerji krizine yol açabilir mi? İki, son dönemlerde özellikle akaryakıta, mazota, otogaza, LPG'ye ciddi anlamda zamlar var. Bu zamlarda çalışanların ciddi anlamda maaşlarını etkilemiş durumda. Emekliye, asgari ücretliye, memura, özellikle çiftçilerde şu an gübre çok önemli. Gübre ve mazota yapılan zamlar ciddi anlamda etkilemiştir. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak çalışanlara, asgari ücretliye bir ek talebiniz olacak mı? Bir çalışmanız var mı? Teşekkür ederim.
Zeynel Emre- Şimdi burada tabii var. Şunu da ifade edeyim. Bakın Maliye Bakanlığı'nın tahminleri var. Türkiye'deki işte dolar, petrol açısından yaklaşık 60 dolar varil başına diye bir tahmini var. Halbuki şu anda bu 100 doların üzerine çıktı. Dolayısıyla bu öngörüler gerçekleşmedi. Buna göre birçok şeyin revize edilmesi lazım. Keza enflasyon tahmin oranı enflasyon yüzde 20 olacak diye o rakam üzerinden asgari ücret hesaplanması yapıldı, zamlar yapıldı vesaire yapıldı. Halbuki bugün geldiğimiz ortamda gerçek vatandaşa dokunur enflasyon rakamı çok daha yüksek. Dolayısıyla bizim yapısal problemlerimizin varlığı ve üzerine gelen bu konjonktürel savaş etkisiyle ortaya çıkan gıdadaki artışın ülkemize çok ciddi etkileri olacaktır. Biz gıda enflasyonunda dünyada zirvelerde yer alıyoruz. Yani dünya genel konjonktüründe gıda fiyatlarının düştüğü bir ortamda. Bu ne zaman geçerli bu söylediğimiz? Bir sıcak çatışma savaş ortamı gerçekleşmeden önce. Savaş ortamı İran'ın Hürmüz boğazında kısıtlamaya gitmesi, geçişleri engellemesi, tedarik zincirindeki zorluklar hepsi birleşince çok daha büyük problemlere işaret ediyor. Ve biz bu açıdan diyoruz ki altını çizerek muhakkak maaşlar, asgari ücret bütün bunların güncellenmesi lazım. Önceliğin vatandaşın gıda ve beslenmesine dönmesi lazım. Bu demin anlattığımız başlıkların her birini bütün samimiyetimle söylüyorum bize göre beka sorunu. Yani çocukların durumu, bu rakamlar, bu kadar çocuğun yoksul, aç olması, bodurluk problemi yaşaması. Yani biz şu anda yaklaşık 20 milyon 18 yaş altı nüfusu geleceğe doğru bir şekilde hazırlayıp iyi eğitip, iyi besleyip donanımlı bir şekilde dünyada teknolojinin bu kadar geliştiği, rekabetin bu kadar arttığı, ülkelerin yapay zekaya inanılmaz rakamlar harcadığı bir ortamda biz daha işin en basitini yapamıyorsak bu asıl beka meselesidir. Yani dikkat çekilmesi gereken mesele bu. Biz bunun takipçisi olacağız. Yani Türkiye şunu karşılayabilir. Türkiye çocuklarına en azından okullarda temiz su ve düzgün bir öğün yemek verebilir. Bu birçok problemi çözebilir. Eğer sizin önceliğiniz faiz ekonomisi değil, yandaşları zengin etme değil, sizin önceliğiniz bu ülkenin pırıl pırıl evlatlarıysa bunu yapabilirsiniz. Buna imkan var.
Soru- Efendim peki bir enerji krizi bekliyor musunuz bölgedeki son gelişmelerle ilgili?
Zeynel Emre- Evet. Şimdi orada da şunu ifade edelim. Şimdi enerjiyle ilgili belirli kısıtlamalar söz konusu. Bu geliyor. Yani buna ilişkin bizim işte doğalgaz potansiyelimizin yaklaşık yüzde 70'inin dolu olduğuna yönelik bakanlığın bir açıklaması var. Takip ediyoruz. Rezervlerdeki azalış bu kritik eşeğe geldi mi gelmedi mi? Ama bütün bunlar birbirini tetikleyecek şeylerdir. Yani petrol fiyatının artması zaten bütün bu artışa ve içerideki olası enerji krizine işarettir. Yani artışlara ve kısıtlamalara işarettir. Bunun etkileyebileceğini değerlendiriyoruz dolayısıyla.
Soru- Sayın Emre, Ekrem İmamoğlu'nun kadın cumhurbaşkanlığı vurgusu kamuoyunda dikkat çekti. Ancak kendisinin de cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşulurken bu ifade bir vizyon beyanı mı yoksa parti içinde kadın aday ihtimaline açık bir mesaj mı?
Zeynel Emre- Tutanağı ben okudum. Aslında orada kastedilen şu. Yani kendisinin adaylığıyla ilgili spekülasyon, aday olamayacağına yönelik değerlendirmeler, bunun karşısında kim aday gibi sorular geldiğinde yani hani başka biri aday olabilir mi konuşulduğunda hani kadın da olabilir, erkek de olabilir. Orada bir ayrımcılık olmasın diye söylenen bir cümle aslında. Yoksa özel olarak bir kadın adaya işaret edilmiş, tespit edilmiş ya da söylenmiş, istenmiş bir şey yok. Öyle bir anlam çıkmasın.
BİZİM YÜKSELİŞİMİZİ GAYRİ HUKUKİ, GAYRİ AHLAKİ BİR ŞEKİLDE DURDURMAK İSTEYEN BİR İKTİDAR VAR
Soru- Efendim, Grup Başkanvekiliniz Gökhan Günaydın, yargı süreci devam eden Mutlak Butlanla alakalı, bekliyoruz, bu yönde bir karar ve B planımız var dedi. Partinizin B planı nedir eğer bu karar çıkarsa?
Zeynel Emre- Şimdi o röportajın tamamını incelediğiniz zaman aslında Gökhan Bey'in kastettiğinin bu olmadığı anlaşılıyor. Yani bizim şu gün şöyle bir karar çıkacak ve o karara hani olacak ve yönelik bir hazırlıktan bahsedilen bir şeyden bahsedemeyiz. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi ben çoklukla ifade ediyorum. Yani ülkenin en eski partisi, en köklü partisi. Dünyanın da en köklü üçüncü, dördüncü partisinden biri. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal olarak her türlü saldırı, operasyon karşısında muhakkak gerekli önlemleri, tedbirleri alır. Bu alınan tedbirleri bilmesi gerekenler bilir, o hazırlığı yapanlar bilir ve onlar kamuoyuyla paylaşılmaz. Çünkü biz normal bir demokrasi ve hukuk düzeni içerisinde geçmiyoruz. Biz uzun süredir ülkede birinci partiyiz. Bizim yükselişimizi gayri hukuki, gayri ahlaki bir şekilde durdurmak isteyen bir iktidar var. Bu maksatla da bize ve partimize, yol arkadaşlarımıza kurmuş olduğu kumpaslar var. Bu kumpaslara karşı savaşıyoruz, mücadele ediyoruz ve biz milyonların umuduysak bütün bu sorumluluğu bilerek hassasiyetle çalışmaya, önlemler almaya devam etmek durumundayız.
Soru- Yani bir planınız var mı?
Zeynel Emre- Şöyle, Genel Başkanımız aslında ifade etti. Ben böyle A, B planı diye tariflemek istemiyorum ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal yapısına yönelik bir saldırı ve saldırı sonrası yapılacak konusunda her ihtimal karşısında her türlü tedbiri almış durumdayız. Amma velakin böyle bir karar bekliyor musunuz derseniz böyle bir karar ben şahsen beklemiyorum. Neden ülkede böyle bir karar verilemeyeceğini defalarca ifade ettik. Çünkü ülkede haksız tutuklama çok olmuştur. Haksız kararlar olmuştur vesaire olmuştur. Ama bugüne kadar Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkisini tamamen ortadan kaldıran, süreli olan seçim hukukunun yani ikişer günlük itiraz ve özel ceza kanununda özel bir zaman aşımı süresi 6 aylık öngörülen ve bunların hepsinin sadece bir Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bertaraf edilip tüm seçim sisteminin tersyüz edildiği bir durum daha önce yaşanmadı. Dolayısıyla yani yasada hiçbir yol olmadığından bunun da öngörülemez sonuçları olabileceğinden ötürü ben böyle bir karar beklemiyorum.
Teşekkür ederiz.