23.01.2026
CHP’nin ekonomi politikalarını emanet ettiği yeni ismi Güldem Atabay, Medyascope’a konuştu. Atabay ile Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’nin çalışma yapısını, CHP’nin Türkiye’nin ekonomik sorunlarına yönelik çözüm önerilerini ve gelecek seçimlere yönelik stratejilerini ayrıntılarıyla ele aldık. Öte yandan 2023 seçimlerinin muhasebesini yapıp, 19 Mart operasyonlarının ekonomik sonuçlarına değil, nedenlerine odaklandık.
Özgecan Özgenç

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, Medyascope’un sorularını yanıtladı. Son kurultayda CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in A takımına dahil olan Güldem Atabay ile Türkiye ekonomisinin köklü sorunlarını ve CHP’nin değişim iddialarını konuştuk.
Özel’in geçen hafta kuruluşunu ilan ettiği Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’nin (EEK) yapısını, hedeflerini Atabay detaylarıyla anlattı. CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ile Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu’ndan ekonomiyle ilgili alanlarda görevli kurmaylardan oluşan EEK, her ayın ilk çarşambası Özgür Özel başkanlığında toplanacak ve üç ayda bir raporlarını paylaşacak.
Ayrıca CHP’li Atabay halkın en önemli sorunu ekonomi olduğu halde “Ekonomiyi kim düzeltir” sorusunun yanıtsız kalmasını, seçmenin CHP’ye nasıl güveneceğini, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “rasyonel zeminini”, 2023 seçimlerinin ekonomi politiğini de değerlendirdi.

Ekonomi Eşgüdüm Konseyi nasıl çalışacak?
Ekonomi Eşgüdüm Konseyi ne amaçla kuruldu? Bu konseyin nasıl bir çalışma yapısı ve sistematiği olacak?
Parti MYK’sı ve CAO için kamuoyunda “İki ayrı yapı mı var, nasıl olacak” diye bir endişe var. Aslında oldukça bütüncül bir yapı. Elimizde çatıyı oluşturan CHP parti programı var ve buna göre hükümet programı hazırlanacak. Biz iktidar yürüyüşümüzde ne anlatacağız, o hükümet programı içinden çıkacak. CAO’da politika kurulları oluşturulması da her alanda bir bakanlıkmışçasına plan yapılması ve gölge bakanlık sisteminin daha aktif hale gelmesi, bence son derece gerekli ve faydalı.
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde olmasına rağmen, Sayın Ekrem İmamoğlu Silivri’de olduğu için doğal olarak Genel Başkanımız Özgür Özel Ekonomik Eşgüdüm Konseyi’ne başkanlık edecek. Selin Sayek Böke ve Bülent Tezcan, koordinatör gibi raporlama ve yönetme tarafında olacak. EEK her ayın ilk çarşambası, CHP Genel Merkezi’nde toplanacak. Her üç ayda bir EEK’nin raporu, Genel Sekreterimiz Selin Hoca tarafından derlenip, toparlanıp kamuoyuna açıklanacak.
Konsey ihtiyaç duyulduğu takdirde işveren, meslek, emek örgütleriyle bir araya gelip, fikir alışverişleri yapacak. Tabi burada ana konular para politikası, maliye politikası, aktif bir sanayi politikası, bölüşüm problemi. TÜİK’in son gelir dağılımı verisine göre, en üstteki yüzde 20 bütün gelirin yüzde 48’ini alıyor. En düşük yüzde 20 ise yüzde 6,4’ünü alıyor. Geri gidiyorsun, gidiyorsun, 2015’ten beri böyle. Kanıksanmış, yerleşmiş bir dağılım olarak oturmuş.
Öyle IMF’den ezber alınmış neoliberal politikalarla değil. Enflasyonu gerçekten sürdürülebilir ve yaşanabilir bir seviyeye indirmek için ne adımlar atılması gerekiyor? Üretim politikasının, paylaşım modelinin nasıl değişmesi gerekiyor? Orta sınıfta çok ciddi bir çöküş var, bunun için nasıl çalışma hayatı reformları gerekiyor? Sendikalar var ama ne kadar efektif tartışılır, hangi sendikal haklarının tekrar verilmesi gerekir? Bütün bunlar çok kapsamlı bir takım süreçler içinde, yaz bitmeden somutlaştırılacak burada.
EEK ne hedefliyor?

EEK’nin hedeflerini hükümet programını, CHP Genel Merkezi ve CAO’yu birlikte çalıştırarak hazırlamak diye özetleyebilir miyiz?
Tabii. “Biz iktidara geldiğimizde nasıl, hangi araçlarla, hangi yöntem değişiklikleriyle, hangi ekonomik bakışla bu problemleri çözeceğiz” diye anlatmak hedef. O yüzden de “bu işin mutfağı” diye söyleyebileceğim adaylık ofisinin çalışmalarıyla parti arasındaki iletişim, koordine çok gerekli ve önemli. Ekonomik Eşgüdüm Konseyi de aslında bu. Bu ayrı ayrı değil, aslında birbirini bütünleyici bir yapı. Bir taraftan mutfaktan (CAO) her gün yeni bir yemek çıkarken, CHP de bunu parti olarak kullanmaya başlayacak. Partinin görüşünü oraya aktarmak, orada oluşanı bir veri olarak bu tarafa vermek. Hakikaten adı üstünde “eşgüdüm.”
Şu anda Türkiye, AKP modeli bir cumhurbaşkanlığı sistemi ve sarayın etrafındaki danışmanlar ordusuyla yönetiliyor. Orada hiçbir demokratik katılım süreci olmadan fikir üretiliyor. Bir de Meclis’te AK Parti’li milletvekilleri ve dışarıdan atanan bakanlar var. Bir tarafın diğerine dikte ettiği bu ikili yapının izdüşümü değil CHP’de MYK ve CAO. Aksine, mecbur bırakılan bu sistemden parlamenter sisteme dönüş için kurulların birlikte çalışmasının kurgulandığı, daha demokratik bir sisteme dönüşün projesi.
CHP son kurultayında Parti Meclisi’nde güçlü bir ekonomi kadrosu oluşturdu. EEK ile bütün kadroları efektif şekilde kullanmak mı amaçlandı?
Elbette. Siyaset tarafından, örgütten gelen istek ve ihtiyaçları, toplumun yansımalarını, sokaktan, mitinglerden gelen tepkileri bu işi pişiren tarafa iletmek… Pişen, belki daha teorik tarafı da siyaset diline çevirip, örgüte anlatıp halka ulaştırmaya çalışmak. Dolayısıyla çok daha verimli bir organizasyon yapısı aslında bu. Bu kadar çok ekonomist, birbiriyle konuşarak canlı bir şekilde gündeme uygun politikalar üretecek. Önümüzdeki altı ayda kim bilir ne olacak dünyada. Trump’ın bir senesinde yaptıklarının dünyadaki bütün ekonomik düzeni değiştirdiğine bakarsak, bunlara cevap verecek dinamik bir süreci planlıyoruz.
Sadece Türkiye’deki popülist ekonomik söylemler değil, dünyanın değişen dengeleri de sizin sürekli markajınızda mı olacak? Söylediklerinizden öyle anlıyorum.
Kesinlikle öyle. Mesela şimdi dünyada çok yeni bir tartışma var, biz onu programa “aktif sanayi politikaları” olarak koyduk. On yıllardır daha kamucu politikaların dünyada tekrar yükseldiğini ama biraz da tanımının değiştiğini, rollerin değiştiğini, başka bir günün ihtiyaçlarına karşılık verebilen bir kamuculuk modelinin tartışıldığını görüyoruz. Bu iktidar bunu tartışmıyor. Kamu kaynakları çok başka şekillerde kullanıyor. Kamunun müdahale ettiği yerler partizanca oluyor, politik amaçlar için kullanıyor. Halbuki kamu çok büyük bir güç. Planlama gücü var, maddi gücü var, vergilerle ve birtakım kanunlarla uygulama gücü var. Dünyadaki bu değişim, iklim değişikliği, yapay zeka kullanacak şirketlerimiz, KOBİ’lerin bununla uyumu, bütün bunlar çok aktif bir kamu kullanımı planlamasını ve ulaşımını, hatta yatırımını gerektiriyor. Farkındalıkla bunları Türkiye’ye aktarmak zorundayız. Bizim görevimiz bu bence.
“Ekonomiyi kim düzeltir” sorusu neden yanıtsız?
Halkın en büyük sorunu ekonomi. Bütün kamuoyu araştırmalarında da, sokakta da karşımıza çıkan yanıt bu oluyor. Ama “Ekonomiyi kim düzeltir” sorusuna yanıt belirsiz. CHP bu konuda güven kazanamıyor mu?
Kurultay öncesinde parti programı yenilenip ilan edildi. Son kurultayda CHP ile ilgili tartışmalar da kapanmış oldu. Şimdi seçimlere kadar CHP’nin bu konudaki ikna ediciliğinin çok değiştiğini ve güçlendiğini gördüğümüz bir süreç olacak. Uygulamalarda, çalışma pratiklerinde ve bunun sokağa, halka yansıtılmasında çok büyük farklılıklar olacak diye hem düşünüyorum, hem de bunun kendi alanımda planlarını yapıyorum. Herkese ulaşabilmek, Türkiye’yi dolaşmak, bunları hem işçi emekçi, hem işveren tarafına, hem KOBİ’lere ulaştırmak için anlatılacak katman katman hikayelerimiz olacak. İnandırıcılığı da burada yakalayacağımızı düşünüyorum. Umutla beraber, çünkü umutsuz da olmuyor bu işler.
Program hazırlanırken Özgür Özel sıklıkla kapı kapı, sokak sokak bunu anlatacaklarını dile getiriyordu. Bunun için bir planlama var mı, hükümet programının tamamlanmasını mı bekleyeceksiniz?
Çok muhtemel mart ayından itibaren, CAO’dan daha somut çıktılar görmeye başlayacağız. O süreçte bunları da anlatmaya başlarız. “Altı ay bekleyelim, hükümet programı da bitince sahaya çıkalım” deme gibi bir lüksümüz yok. Çünkü Türkiye’nin sorunları çok yakıcı ama ekonomi deyince altını da doldurmak lazım. Yüksek enflasyon başta, düşük ücretler arkasında, yüksek bir genç işsizliği, yüksek bir geniş tanımlı işsizlik bunun devamında… Bu bir tarafı. Firmalar tarafına baktığımızda krediye ulaşım sorunları. 2023 öncesi dozunda olmasa da, seçimlerin beklendiği 2027 yılında populist adımlar gelecek muhtemelen. Orada şunu anlatmamız lazım halka: “Size dört sene kara kış, seçim senesinde kısa bir bahar havası yaşatıyorlar. Eğer bir şey değişmezse, seçimlerden sonra çok daha ağır bir kışla karşılaşılacak.” Peki değişmesi gereken şeyler ne olacak? Biz bunları bahar aylarından itibaren anlatmaya başlamış olacağız diye planlıyoruz.
Ekonomi 19 Mart’ın sonucu değil, nedeni mi?
CHP’nin ekonomide anlattıkları, siyasetin kasvetli konuları arasında görünmez mi kalıyor?
Daha da kalacak herhalde. Önümüzde 19 Mart sürecinin yansıması duruşma süreçleri var. Bir süre onlar gündemi domine edecek. Anketlerde hala mevcut Cumhurbaşkanı’nın önünde giden, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının “üzerine çökülme” sürecini yaşadık son bir senede. O duruşmalar başladığında tabii ki gündemi oluşturacak. Ama bunun neden yapıldığının, neden bir adayın sandıkta değil de, sandık dışı araçlarla bertaraf edilmeye çalışıldığının arkasında ekonomik hoşnutsuzluklar var. Seçmenin tercihi, başta ekonomideki sıkıntısından, muhalefetin adayına yöneliyor. Muhalefet bunun arkasını doldurma çalışmasını günbegün tamamladıkça sadece siyaset konuşmak yetmeyecek. Evet, belki duruşmalar başladığında bu olacak ama seçmenin mutsuzluğunun hikayesi, ekonomideki o sıkışmışlıktan çıkamıyor olması. O yüzden bu yeni süreçte bu kadar ekonomist partinin yönetimine girdi.
Özgür Özel, 19 Mart operasyonlarının ekonomik sonuçlarına vurgu yapıyordu ama siz ekonomik nedenlerin de altını çiziyorsunuz.
Aslında tam da onu anlatmaya çalışıyorum. O kadar büyük bir sarmalın içine sokuldu ki bu ülke. Adaletsizlik, hukuk devletinin yok olması, bunun ekonomiye yansımaları, adam kayırmacılık, yatırım çekmek için sadece yüksek faiz politikasına dayanma, sanayinin rekabetini güçlendirmek için sabit TL ve ucuz emeğe dayanma, yanlış politikaların sonucu patlayan bir enflasyon. Halk tepki göstererek başka bir yere kanalize oluyor artık. İktidar da bunları düzeltemeyeceğini biliyor. Çünkü düzeltselerdi, en azından 2023 seçiminden sonra o yola girilirdi.
Ekonomideki bu durum, 19 Mart’ta adayın hapse tıkılmasıyla sonuçlandı. Çünkü tek çare onu gördüler. Bu sıkışmışlıklara bir çözüm üretmek yerine, İmamoğlu’nu içeri almayı tercih ettiler. 19 Mart’ın kendi içinde ekonomiye yansımaları oldu. Türkiye buradan çıkar mı? Evet çıkar. Devam eden politikalarla çıkar mı? Çıkmaz. 2027’de seçime kadar herkese ceplerini dolduracak güzellikler yapılır. O cep doldurmanın da ne olduğunu 2023 seçimleri öncesi gördük. Daha çok kredi kullanabilecekleri ve daha çok borçlanacakları, daha çok tüketecekleri bir alan. Ne asgari ücret etrafına sıkışan ücretleri açacak, ne genç işsizliğine çare olacak, ne üretim politikasını değiştirecek. İnsan sermayesine yatırım yapmayan, korku politikalarıyla yönetmeye çalışan aynı politikalar devam edecek.
Biz bundan farklı bir Türkiye hayal ediyoruz. Daha huzurlu, daha barışçıl, daha sosyal adalet hissine inanılan, tekrar hukuk devleti olunan, gelecek hayali kurabilen gençler hayal ediyoruz. Bunu da anlatmak istiyoruz. Çünkü bunun bir yolu var ve mümkün. Tek bir seçeneğin içine sıkışmış değiliz.
AKP ekonomi bilmediği için mi bu darboğaz?
2023 seçimlerine atıf yapmışken onu sorayım. “Nas politikaları” ile taviz verilmeyen suni büyümeyle enflasyon patladı. Mehmet Şimşek de Haziran 2023’te göreve geldiğinde “rasyonel zemine dönüş” diyerek bunu kısmen vurguladı. Rasyonel zemin çıkışı pek çok iktisatçıdan da destek gördü. AKP 2023 seçimlerinden önce ekonomi bilmediği için mi bunu yaptı? Mehmet Şimşek rasyonel zemine dönmediği için mi daha da yoksullaştık, yoksa AKP’nin rasyonel zemini zaten bu muydu?
Teşekkür ederim, çok güzel soru. AKP çok bilerek bir politika tercihi yaptı. İnsanları tükettirerek, kaynak aktararak, dişlileri zorlanan, zangır zangır giden bir makine yaratarak, ekonominin kısıtlarını zorlayarak yaptı ve bir bölüşüm problemi yarattı. Tam olarak bir borçlandırma, bir servet transferi modeli oluşturdu. Mehmet Şimşek’in gelip “rasyonel politikalar” dediği zamanı hatırlayalım. Enflasyon yüzde 80’e gitmişken çılgınca bir para politikasıyla yüzde 8’lerde bir politika faizi vardı ve ben o sözden, onun ötesinde bir rasyonelleşme zemini hiçbir zaman algılamadım.
Dolayısıyla bu para politikasını normalleştirme, dişlilerini kıran makineyi bir sonraki seçime kadar tekrar çalışır hale getirebilme vaadiydi. Makinenin artık çağ dışı kalmış parçalarını değiştirme işine hiç girişmedi Mehmet Şimşek. Eski bir makineyle yeni bir yola çıkıp hız alamadı ya da verim alamadı. Para politikasını normalleştirmeyle sınırlı kalacağı çok belliydi. Enflasyon yapay baskıyla yüzde 40’lardaydı, tekrar patlatıp sürdürebilecek doğal alt sınırına getirdi. 6 Şubat depremleri de etkiledi ama anormal bir bütçe açığı yaratarak bir alan açtı. Bu alan cari açığı kontrol altına almak, kur atağını durdurmak, kurdan enflasyona gelen etkiyi bitirmek ve 2027 seçiminde de kazanacak şekilde zemini düzeltmekten öteye gitmedi.
Gelir adaletsizliği, paylaşım modeli, verimli üretememe, rekabet gücünün azalması, dünyada giderek payımızın azalması problemlerine hiç dokunmadı. Dokunabilecek alanı da yoktu, siyaseten binilen dalı kesecek yetki ona verilmemişti. İşin gerçeği bu. Mehmet Şimşek Türkiye’nin belki de yakın tarihinde görülmemiş bir ödemeler dengesi kriziyle, döviz mevduatlarına el konmaya kadar yaklaştığımız bir yerden ekonomiyi geri çevirdi. Ama taş üstüne de taş koymadı. Türkiye’nin çok daha bütüncül bir kalkınma paradigmasında değişime ihtiyacı var. Biz ekip olarak da bunu bilen ekonomistlerle uzun zamandır buradayız, başta Selin Hoca olmak üzere. Son 20-30 sene içinde artık bir kalkınma problemi oluştuğunun; ekonominin çarklarında bir şeyin değil, her şeyin değişmesi gerektiği zamanın geldiğinin farkında olarak bir şeyleri öneriyoruz, kurguluyoruz, çalışıyoruz.
Seçimi kazandığınız takdirde, bu köklü değişim ve dönüşüm politikaları CHP’ye bir tarafı kazandırırken, farklı bir taraftan kan kaybetmesine ve sadece bir dönem iktidarda kalmasına sebep olur mu?
Olmaması için çalışana da, işverene de “Kısa vadede şunlarda zorlanıyor olabilirsiniz ama bakın bambaşka bir sıçrama alanı yaratıyoruz. Bambaşka bir zemine geçiş yaratıyoruz” diye çok iyi anlatmamız gerekir. AKP 2023 seçimi öncesinde ücret artışlarıyla şirketlerin üretim maliyetini artırdı ama TL’yi devalüe ederek rekabet gücünü de artırdı. Şimdi de TL’yi baskılıyor ama şirketlerin oradan kaybettiğini emek maliyetini azaltarak karşılıyor. Şirketlere “TL’den kaybettiğin rekabeti insanları aç bırakarak kazandırıyoruz” diyor. Bir seçim döneminde biri, sonraki seçim döneminde diğeri. AKP’nin başka bir politikası yok.
Halbuki dünya değişiyor. Bambaşka bir rekabet düzlemine geçmek lazım. “Emeğin hakkını vererek, TL’nin istikrarlı bir seyirde giderek enflasyonu düşürüp, başka verimlilik alanları ve üretim deseni üzerinden rekabet edebileceğin zemini senin için yaratıyoruz.” Yapılması ve anlatılması gereken bu. Kısa vadede bunun emek için de, işverenler için de maliyeti olacak. Ama kazanımı çok daha hızlı bir şekilde devreye alınacak. Bunu anlatabileceğimizi düşünüyorum. Bunu yapmazsak zaten Türkiye ekonomisi 10 sene sonra çok daha kötü bir yerde olacak, bir de o gerçek var. Günü kurtarma siyasetinden çıkmak bu. Biz Türkiye’yi kısır döngüden çıkarmak için bu kadar ekonomist CHP’de politika üretiyoruz.
Halk CHP’yi iktidara taşımaya ikna olacak mı?
2023 seçimlerinde, ekonomideki sorunların muhalefeti doğrudan iktidarda taşıyacağı gibi bir yanılgı vardı ve Altılı Masa’nın iktidar alternatifi olarak güven vermediği seçim sonuçlarıyla anlaşıldı. Siz yurttaşı önce iktidara gelmenize, ardından iktidarda kalmanıza nasıl ikna edeceksiniz?
2023 seçimlerinde büyükşehirlerden gelen seçmen tepkisiyle Anadolu’dan gelen seçmen tepkisi çok farklıydı. Bu 2024 yerel seçimlerine de yansıdı. Çünkü o yaratılan sanal baharla, dört defa asgari ücreti düzeltme sözleriyle, enflasyon üstüne reel artışlarla, faizleri aşırı indirip herkesin tüketime yönlendirilmesiyle, borçlanma daha hissedilmeden seçimlere gidildi. Dolayısıyla o zaman anlatılan “Bakın ekonomik bir çıkmazdayız, herkesin batacağı bir geminin içindeyiz” hissi metropoller dışında hissedilmedi. Bu seçimden sonraki sonuçlara bakarak yapılan tespitlerden bir tanesi. Ancak Mehmet Şimşek’in gelmesi, ilk şok olarak temmuz yaında dolaylı vergilerin yükselmesi, krediye ulaşımın kesilmesi, asgari ücrete tek zamma dönülmesi, enflasyonun altında zam verilmesi… Seçim öncesindeki sanal baharın maliyetini, 2023 seçimiyle yerel seçimler arasında ödemeye başladı halk. Dolayısıyla öyle bir tecrübe var.
“İktidar seçim öncesinde yine verecek, yine bu sefalet unutulacak” görüşünde olanlar da var. Ben bu kadar kolay unutulacağını düşünmüyorum. Çünkü bu bir döngü olarak 2018’den beri yaşadığımız bir şey. Dolar beş liraydı, “10 lira olacak” diyenlere davalar açıldı. 2018’de Rahip Brunson krizi dendi ama onun da aslında ekonomik sebepleri vardı. Arkasından 2021’deki çılgınlık, 2023 seçiminden sonra yaşananlar, asgari ücret ve etrafında alanların Türkiye tarihinde ilk defa 2026 sonunda üç sene boyunca açlık sınırı altında kalacak olması. Bunlar böyle “Yüzde 20 enflasyon bekliyoruz, bakın asgari ücreti yüzde 30 arttırdık” deyip geçilebilecek şeyler değil.
Bunun karşısında bizden çıkan ve çıkmakta olan, bu sefer Anadolu’nun her yerini hedef alarak kapı kapı dolaşarak anlatacağımız; bambaşka, umut içeren, değişim içeren, heyecan veren ve herkesin kendine bir parça almak isteyeceği bir değişim sürecinin de seçmende etkili olacağını düşünüyorum. 2023 çok büyük bir travma yarattı ve oradan çok ders alındı. 2026 sonu ya da 2027’nin içinde bir yerde olacak seçimlerdeki CHP çok farklı olacak. Ürettiğiyle, anlattığıyla, bütünleştirme şekliyle. Ona inanmasam ben burada olamam zaten.